Okulda Şiddetin Gölgesi: Sorumluluk Evde Başlar
Türkiye’de son dönemde okullarda yaşanan şiddet olayları, özellikle de öğrencilerin silahla hedef alınması artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya geldi. Okullar; güvenin, eğitimin ve geleceğin inşa edildiği yerlerdir. Ancak bugün bazı çocuklar için korkunun adresine dönüşmeye başlaması hepimizi derinden sarsmalı.
Bu mesele sadece güvenlik önlemleriyle açıklanamaz. Elbette okullarda tedbirler artırılmalı, denetimler sıklaştırılmalı. Ama asıl soruyu kendimize sormadıkça hiçbir önlem yeterli olmayacak:
Biz çocuklarımızı gerçekten tanıyor muyuz?
Kahramanmaraş’ta yaşanan olayın ardından fail çocuğun babasının ifadesi ise hepimize ders niteliğinde. Baba, silahların kendisine ait olduğunu, kilitli sandıklarda muhafaza edildiğini ve çocuğunun bu sandıkları nasıl açtığını bilmediğini söylüyor. “Kilitliydi” demek, tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Çünkü çocuk merak eder, öğrenir, dener… Ve çoğu zaman biz fark etmeden birçok şeyi çözebilir. O sandığın nasıl açıldığını öğrenmiş olması bile aslında gözümüzden kaçan büyük bir boşluğu gösteriyor.
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Çocuklarımızın sadece eşyalarını mı koruyoruz, yoksa gerçekten hayatlarını mı?
Birçok anne baba “Benim çocuğum yapmaz” diyerek kendini rahatlatıyor. Oysa gerçek şu ki; çocuklar artık yalnızca okulda değil, ekranların içinde büyüyor. Sosyal medya, dijital oyunlar, sanal arkadaşlıklar… Hepsi onların dünyasını şekillendiriyor. Ve biz çoğu zaman bu dünyanın tamamen dışındayız.
Çocuğunuzun odasına en son ne zaman girip sadece sohbet ettiniz?
Ne hissettiğini, kimlerle konuştuğunu, neye maruz kaldığını gerçekten dinlediniz mi?
Bu bir suçlama değil, bir çağrıdır.
Anne babalara açık ve net bir çağrıdır:
Çocuklarınızı sadece büyütmeyin, onları görün.
Telefonlarını kontrol etmek bir güvensizlik değil, bir sorumluluktur. Kimlerle yazışıyor, hangi içerikleri izliyor, hangi düşüncelerle karşılaşıyor… Bunları bilmek zorundayız. Çünkü bazen bir mesaj, bir video ya da bir yönlendirme, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabiliyor.
Ama mesele sadece kontrol etmek de değil. Asıl mesele bağ kurmak.
Çocuk korkuyorsa, öfkeleniyorsa, içine kapanıyorsa… Bunun bir sebebi vardır. Onu yargılamadan dinlemek, anlamaya çalışmak ve gerektiğinde destek almak hayati önem taşır.
Unutmayalım; şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Birikir. Görülmeyen, duyulmayan, bastırılan duygular bir gün yanlış bir şekilde dışarı çıkar.
Bugün yapmamız gereken çok net:
Çocuklarımızı yeniden kazanmamız gerekiyor.
Onlarla konuşarak, vakit geçirerek, hayatlarına dahil olarak…
Ekranların değil, bizim etkimizin güçlü olduğu bir bağ kurarak…
Çünkü yarın çok geç olabilir.
Bu yazı sadece bir uyarı değil, bir sorumluluk hatırlatmasıdır.
Gelin, çocuklarımızı yeniden fark edelim.
Onları gerçekten görelim.

