Güce’den İnsan Manzaraları « Giresun Havadis – Giresun Haber – Bursada Giresun – Bursa Giresunlular

SON DAKİKA

Güce’den İnsan Manzaraları

Giresun’a bağlı Güce İlçesi, Espiye ile Tirebolu arasında sahilden 15 km yukarıdadır. Dağlık bir arazide, Pehlivan Tepesi, Boz Düzü, Şabankalesi arasındadır. Halkın başlıca geçimi fındıkdandır.

Bu haber 26 Mart 2022 - 12:46 'de eklendi ve 449 kez görüntülendi.
ResimLink - Resim Yükle

Güce’den İnsan Manzaraları

(Bitik Hayat Kitabından)

Giresun’a bağlı Güce İlçesi, Espiye ile Tirebolu arasında sahilden 15 km yukarıdadır. Dağlık bir arazide, Pehlivan Tepesi, Boz Düzü, Şabankalesi arasındadır. Halkın başlıca geçimi fındıkdandır.

Tek geçim kaynağı fındık olan kırk kanaat geçinen Güce İnsanı’nın en büyük eğlencelerinden biri düğünlerdir. Şimdilerde düğünler, Belediye tarafından yapılan, düğün salonunda yapılıyor. Ancak eski düğünlerin tadını bulmak pek mümkün değil.

Eskiden düğünler Ali Efendi Düzünde yapılırdı. Başkaca Tek halka horon kuracak kadar büyük düzlük bulmak pek mümkün değildi. Düğün oldu mu, düğünün kimin olduğuna bakılmazdı. Bir düğün varsa Kemaliye, Tevekli, Kulpar hep birlikte Ali Efendi Düzü’nde toplanırdı.

Düğünler cumartesi akşamları ve pazar öğleden sonra olurdu. Düğün öncesinde insanlar uzak köylerden yollara düşerlerdi. Uzun ıssız yollar, yokuşlar aşarak Güce Merkez’e gelirlerdi.  İnsanlar için Horonun hatırına bu yol çok da zor gelmezdi. Tabi yolda, uzak bir ihtimal de olsa arabası olan birilerine denk gelinebilirdi. Ama o arabada yer bulabilmek, çok daha uzak bir ihtimaldi. Araba derken aklınıza otomobil gelmesin. BMC, Bedford kamyon, minibüsten çevirme kasalı kamyonet, burunlu ford minibüs gibi araçları kastediyorum.

Düğün başlayıp, kemençenin yayı, teline sürtmeye başlayınca genç- yaşlı, kadın- erkek herkeste bir kıpırdanma başlar. Sallama horonuna herkes katılır, halka büyüdükçe büyürdü. Sallama oynaması çok zor değildir. Biraz halaya benzer. Ama kemençe sık horon çalmaya başladığı zaman, acemiler halkadan ayrılır, asıl oyuncular ortaya çıkar. Horon çok daha incelik ve teknik isteyen bir oyundur. Horonun en ateşli anlarında Kemençeci önce “kollar yarım” der. Kollar omuz hizasında kaldırılır. Alaşşağı için hazırlık yapılır. Bir süre sonra Kemençeci “kollar, kollar, kollar….” diye tekrarlamaya başladı mı, herkes kolları yukarı kaldırır ve kemençecinin emrini bekler. Derken kemençeci “al oğlum, al, al, gel oğlum” diye ani bir komut verince, horonun zirve noktası olan “allaşşağı” emri verilmiştir. Kollar birden aşağı iner, ayaklar yukarı kalkar… “alaşşağıyı” ne oynaması kolay, ne anlatması, ne de birine öğretmesi. Horonun içine girerek, bakarak öğrenilir, başka yolu yoktur.

Takı zamanı geldi mi, gelin ve damat ortaya alınır, yere bir örtü serilir, takılar örtünün üzerine bırakılırdı. Bizim köyün düğünlerinde Takıları rahmetli Fadik Ana duyururdu. “Gelinin teyzesinden tencere takımı, Allah ona da böyle bir gelin nasip etsin”“Damadın arkadaşından 20 milyon lira, Allah ona da böyle bir düğün nasip etsin…” Bazen gürültü çok olur, Fadik Ana sesini duyuramazsa “Az susun bakim. Çok cımbışlı laflarım var, dinleyin bakim.” diye konuşanları azarlardı. Fadik Ana, geline takılan zinetleri az buldu mu, zinciri iki kere dolar, bu, bu gelinin başına olmuyor, kısa geliyor” deyip kaynanadan başka sözler almaya çalışırdı.  Allah rahmet eylesin, Fadik Ana bütün Kulpar’ın ebesi, anası idi. Herkes ona Fadik Ana derdi. Sonraları takıları duyurulması işi, Muhtar Nazmi’ye kaldı. O da Fadik Ana’nın ekolünü bir süre devam ettirdi.

Horonun başında ya Gayış Ali, ya da Çıttak Ahmet olurdu. zaten onlar yoksa horonun pek tadı olmazdı. Horon bir iki kişi ile başlar, sonrasında onlarca kişi tek tek halkaya eklenirdi. Bazen Ali Efendi Düzü bile tek halka için yetmezdi. O zaman iç içe bir kaç halka daha yapılırdı.

Horonda Kemençeci genelde atma türkü söyler. Atma Türkü saatlerce sürer. Naçizane benim düğünümde de atma türkü, kemençe eşliğinde horonlar oynanmıştı. Düğün bitince ilk defa bir Karadeniz düğününe katılan, atma türkü söylendiğini bilmeyen, İzmirli kayın validem, “oğlum ne uzun türküymüş bu, kaç saat sürdü öyle” demişti.

Eğer kemençeci horoncular tadını almadan horonu bitirirse, Mazallah kemençecinin başına kötü bir şey gelebilir. Horon oynama arzusunun vücuduna yüklediği binlerce voltluk elektriği, kemençenin kıvrak melodileri eşliğinde, elleri, kolları, ayakları, omuzları bütün eklemleriyle oynayarak atmaya çalışan bir horoncunun kemençesi birden kesilirse ne olacağını yaşanmış bir olayla anlatayım.

Her yıl, Bursa Keles Kocayayla’da, binlerce Giresunlu’nun katıldığı Otçu Göçü Şenlikleri olur. Bu şenliklerin birinde, kemençeci büyük üstat Katip Şadi sahnedeydi. Yaklaşık bir buçuk saat aralıksız çaldı söyledi. Horon halkasında çoğu gençlerden oluşan 150-200 kişi vardı.  Kemençenin sesiyle çılgına dönmüş, yeni tutulmuş hamsi gibi her tarafı oynayan, durmak yorulmak bilmeyen, 150-200 Giresunlu genç. Katip Şadi’nin yarım saatlik süresini hayli aşmış olması nedeniyle, sahne bekleyen diğer kemençe üstatları homurdanmaya, sahneden sorumlu Naci Hoca’nın başının etini yemeye başlamışlardı. Naci Hoca, bir çözüm olarak kumanda masasındaki görevliye, sesi biraz kısmasını işaret etti. Görevli Naci Hoca’nın işareti üzerine sahnenin sesini tümden kesti. Katip Şadi’nin kemençesi çalıyordu ama ses yoktu. Horon halkası boşta giden araba gibi bir kaç dakika kemençesiz devam etti ve durdu. İşte o anda olan oldu. Bir anda kablolar, hoparlörler havada uçuşmaya başladı. Ne sahne kaldı, ne horon. Hatta bu olay uzun bir süre dillerden düşmedi. “Naci Hoca fişi çekti, horon bitti.” dediler.

Kemençecinin türküleri atma olunca, bu durum zaman zaman kazalara da yol açabiliyor. Bir aralar Güce’de Minibüsçü Mehmet Salih’in kıpkırmızı, 2,5 luk, burunlu Ford minibüsü vardı. Tamponunda “kırmızı gül” yazardı. Bir düğünde, horonun en ateşli anlarında, Mehmet Salih’i horoncuların arasında gören Kemençeci, hemen kırmızılı bir türkü yakmış. Bir kaç kıta kırmızı ile devam etmiş. Horonun arasında kırmızı hırka giyen bir kadın varmış. Kadının kocası kemençecinin kırmızılı türkülerinden huylanmış ve silahı çekip kemençeciyi horonun ortasında bacağından vurmuş. Kemençecilik çok da kolay bir iş değil yani. Ciddi riskleri de var.

Giresunlu’nun horon sevdasına tarihden de bir örnek vereyim: İstiklal Savaşı yıllarında, Osman Ağa ve bir grup Giresun Uşağı, muhafız birliği olarak görev yapmak üzere Ankara’ya gelmişler. M.Kemal Paşa’nın huzuruna çıkmışlar. M.Kemal Paşa hal hatır sorduktan sonra, Giresun Uşakları’nın üzerlerindeki kıyafetleri hakkında sorular sormuş. Osman Ağa; bu aba, bu zıpka, bu başlık, bu yağdanlık, bu kavdanlık, bu fişeklik diye üzerlerindekilerin isimlerini tek tek Paşa’ya saymış. Keşaplı Köseoğlu Hamit’in koltuğunun altındaki kemençe, Paşa’nın ilgisini çekmiş. Osman Ağa, “Bu uşaklar cephede de olsa kemençesiz duramaz paşam” demiş. M.Kemal Paşa, “Uşaklar bir oynasın da görelim” demiş ve kemençeyle birlikte horon başlamış. Alaşşağı edilirken horonculardan birinin silahı yere düşmüş ve ateş almış. Horonculardan Co Hüseyin bacağından yaralanmış. Ancak ne Co Hüseyin, ne de diğerleri durmamış, horon devam etmiş. Paşa, Co Hüseyin’in yaralanmasından tedirgin olmuş, bacağından akan kanı Osman Ağa’ya işaret etmiş. Osman Ağa, “Paşam, horon bitmeden ölünmez” demiş.

Horonun karadeniz insanı için ne demek olduğunu örneklerle ıspat ettim zannediyorum. Neyse şimdi yeniden Güce’nin düğünlerine dönelim.

Güce’nin düğünlerinde kavga çıkması bir klasiktir. Eninde sonunda mutlaka bir kavga çıkar. Bir gün, yine bir düğün sonrası, düğüncüler evlerinin yolunu tutmuşlar. O zamanlar Kulpar’da en popüler ulaşım aracı, Apdo Amet’in, minibüsten çevirme, kasalı kamyoneti idi. Düğün sonrası Kulpar’a gidecekler, Apdo Ahmet’in arabasının kasasına doluşmuşlar. Arabada genelde kadınlar ve çocuklar varmış. Meşecigil’in Serkan’da kamyonette imiş. Rahmetli Serkan Abi pek ayık gezmezdi. Kulpar, Güce’ye göre biraz aşağıdadır. Yolu yokuştur. Yokuş aşağı kamyon kasasında ayakta durmak zordur. İşte böyle bir vaziyette Kulparın kadınları ve Meşecigil’in Serkan, Apto Ahmet’in kamyonetinin kasasında, Kulpar’a doğru, yokuş aşağı yola düşmüşler. Araba fren yaptıkça Serkan Abi, kadınların üzerine düşüyor, her frende birilerinin üzerine devriliyormuş. Bu duruma heslenen kadınlar, Serkan Abi’ye bir sürü laf saydırmışlar ve arabadan atmışlar. Kendisine yapılan bu muamele Serkan Abi’nin çok gücüne gitmiş.

Güce’de fındık zamanı olan Ağustos ayı, nüfusun en çok arttığı zamandır. Bu zamanda, Gurbetçiler bir bir köylerine dönerler. Artık hemen her evde bir ışık yanmaya, her evden bir ses gelmeye başlar. Fındık zamanı Giresun için, Güce için, Kulpar için seferberlik zamanıdır.  Rahmetli dedem fındık zamanı ölüler bile dirilir derdi. Çoluk çocuk, genç ihtiyar, herkes bağda bahçededir. Herkes bir daldan tutunmuştur. Yine böyle bir zamanda, fındığın en ateşli zamanlarında, Kulpar’ın suları kesilmiş. Kulpar’ın suyu, Deregözü Tepesi’nden gelirdi. Su hattını uzun yıllar önce köylüler birlikte yapmışlar. Deregözü’nün suyu çok lezzetlidir. Hele bu suyun çayını içmeye doyamazsınız.

Fındık zamanı Deregözü’ne çok çıkmışlığım vardır. Burada dededen kalma, bir fındık bahçemiz vardır. Hatta içinde bir de pasga (samanlık) vardır. Yağmur altında, pasgada, alevde demlenmiş çay içmek gibi bir zevki, inanın dünyanın hiç bir köşesinde yaşayamazsınız. Pasga tahtadan yapılmadır. Üstü çinko kaplıdır. Zemin tahtadandır. Pasganın bir köşesine toprak zeminden ateş yakmak için ocak yapılmıştır. Toprağın üzerinde ufak odun parçalarından ateş yakılır. Direk kaynaktan, isli demliğe doldurulan su, arasında ateş yanan iki taşın üstüne konularak kaynatılır. Bu sırada yağmur pasganın çinkosuna  pıtır pıtır düşer. Varsa dolu bir fındık çuvalına yaslanılır, tahtadan oturacak yer yapılır. Isli demlikteki, alevde kaynamış sudan demlenen çayı yudumlarken, yağmur dinsin istemezsiniz.

Neyse konumuza geri dönelim. İşte böyle bir fındık vakti Kulpar’da sular kesilmiş. Köylü gündüz bahçede fındık topluyormuş, akşamda suyun nerden patladığını bulmaya çalışıyormuş. Akşam bahçeden çıktıktan sonra toplanıp, kazma kürek suyun kaynağına varmışlar. Kaynakta su gürül gürül akıyormuş. Su hattı boyunca bağ bahçe, dağ tepe sudaki patlağı aramaya koyulmuşlar. Üç gün, beş gün yok, bir türlü patlağı bulamamışlar. Boruda patlak olduğu zaman su toprağa karışır, ıslak topraktan patlağı bulmak kolaydır. Ancak köylü bir türlü patlağı bulamamış. Artık çaresiz parası yeten köylüler evlerine belediye suyu bağlatmaya başlamışlar. Sucu Mehmet, evlere su bağlamaya yetemiyormuş. Belediye suyunu bağlatan rahat etmiş, bağlatamayan Deregözünden gelen su hattındaki patlağı aramaya devam etmiş.

Günlerden bir gün köylüler bir şey farketmiş. Deregözünden gelen su Meşecigil’in bahçesine kadar geliyor, bu bahçeden sonra boruda su kalmıyormuş. Köylü başlamış Meşecigil’in Bahçesi boyunca boru hattını kazmaya. Sonunda durumu anlamışlar. Bahçenin tam ortasında, boru hattı kesilmiş, su gelen borunun ucu ikiye katlanmış, böylece suyun sızması da engellenmiş, kesik boru toprağa gömülmüş, üzerine de güllük örtülmüş vaziyetteymiş. Tabi bu durum anlaşıldıktan sonra, olayın faili Meşecigilin Serkan Abi uzun süre köyün içinden geçememiş.

Malesef Güce’ye ve köylerine pek çok hizmet çok geç ulaşmıştır. Yolların vurulması, elektriğin gelmesi, okulun gelmesi, batıya göre daha geçtir. Yöre insanı yol olmadığı için arabaylada geç tanışmıştır. Yol olmadan önce, yörede, yükler katırlar vasıtasıyla taşınırmış. Zaten her tarafı dağlık olan Güce’de uzaktaki bahçelerden fındık çuvallarının taşınması, zahmetli ve yorucu bir iştir. İşte henüz köy yollarının yeni vurulduğu zamanlarda, İlit’in fındık ağalarından olan Gediklioğullarından Mustafa, bir kamyon almaya karar vermiş. Yanlış anlaşılmasın, daha ne İlit’de yol varmış, ne de Mustafa Emice canlı canlı bir kamyonun kapısını açıp şoför mahalline binmiş. Önce ne yapacağını sorup soruşturmuş ve bir süre DSİ’de şoförlük yapan, Kulpar’dan Muharremgillerden Osman’a gitmesini söylemişler.

Gediklioğullarından Mustafa, Muharremgillerden Osman’a durumu anlatmış. Osman Emice İzmir’e gitmeleri gerektiğini, BMC kamyonların orada satıldığını söylemiş. Bir zaman sonra iki kafadar İzmir’e doğru yola düşmüşler. Biraz yürüyerek, biraz Otobüsle, biraz kamyonla İzmir’e varmışlar. BMC fabrikasından gıcır gıcır, burunlu BMC kamyonu almışlar ve Giresun’a doğru yola koyulmuşlar. Osman Emice direksiyonda, Mustafa Emice yolcu koltuğunda gidiyorlarmış. Mustafa Emice bir gözüyle arabanın aynalarına, torpidosuna, koltuklarına bakıyor, elinde bez orayı burayı siliyormuş. Bir gözüyle de Osman Emice’yi süzüyormuş. Ne yaptığına bakıyor, hem bir şeyler öğrenmek için, hem de kamyonuna bir zarar gelmemesi için dikkatle takip ediyormuş. Özellikle Osman Emice’nin iki koltuk arasında bulunan uzun çubuğu sürekli bir ileri, bir geri, bir sağa, bir sola oynayıp durmasından çok huylanmış.  Ancak hiç bir şey anlamadığı için ses çıkaramıyormuş.

Manisa’yı geçtikten sonra, Akhisar’a gelmeden, vites kolu yerinden çıkmış ve Osman Emice’nin elinde kalmış. Osman Emice ister istemez vites kolu elinde “aha bu çıktı ya” demiş. Mustafa Emice,  büyük bir öfke ile “yola çıktık çıkalı oynayıp duruyorsun onunla, tabi çıkar” demiş.

Karadeniz’e yolunuz düşerse, Espiye’yi geçince Gölağzı Mevkii’inden 15 km içerideki Güce’ye uğrayın, Topçuoğlu Lokantasında köfte yiyin, Sarı Ahmet’in kahvesinde bir çay için, benim köyüm Kulpar (Giyimli)’in içinden geçerek yaylalara çıkın, Şantiye’den biraz pirzola, biraz köfte alın ve Mezellik Gıranı’nda ızgarada pişirerek afiyetle yiyin. Karaovacık’ın pazarı Cuma günüdür. Orada kendinize kavurma yaptırın. Yaylaların bol oksijenli temiz havasını içinize çekin.

Ali Osman Kufacı

Ali Osman KUFACI[email protected]
Özgeçmiş Ali Osman KUFACI, 1980 Dereli doğumlu olup, Güce nüfusuna kayıtlıdır. Babasının memuriyeti sebebiyle ilk ve orta öğretimini, Erzincan, Erzurum, Artvin, Diyarbakır, Trabzon gibi Anadolu’nun değişik illerinde tamamlamıştır. En son İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra 2004 yılından itibaren serbest avukatlık yapmaya başlamıştır. Bursa Giresunlular Derneği'nde aktif olarak görev almıştır. Halen Bursa İlinde serbest avukat olarak çalışmaktadır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.