GİRESUN’UN EN BÜYÜK SORUNU NEDİR? Değerli okurlarım yazılarıma dönem dönem ara versem de önemli bulduğum konularda görüşlerimiz sizler ile paylaşmaya önem veriyorum.Giresun’un gündemi yoğun, sorunları büyük… Ama bütün bu sorunların arasında öyle bir tehlike var ki, bugün önlem alınmazsa yarın konuşacak bir fındığımız, geçimini fındıktan sağlayacak bir üreticimiz kalmayabilir. O tehlikenin adı: Kahverengi kokarca!Giresun’un sorunlarını saymaya kalksak uzun bir liste çıkar karşımıza. Giresunspor’un içinde bulunduğu durum, yıllardır gündemden düşmeyen Güney Çevre Yolu, trafik sorununa çözüm olması beklenen dal-çık projesi, karşılıksız çek ve senetler, ticarette yaşanan sıkıntılar, esnafın daralan kazancı… Her biri üzerinde durulması, çözüm üretilmesi gereken önemli meseleler.Ancak bana göre bugün Giresun’un geleceğini en fazla tehdit eden, belki de diğer bütün sorunların önüne geçmesi gereken bir mesele var: Kahverengi kokarca istilası!Çünkü diğer sorunlarımıza çözüm ararken zaman kaybedebiliriz. Projeler gecikebilir, yatırımlar ertelenebilir, ekonomik sıkıntılar yaşanabilir. Fakat tarımsal üretim çöker, fındık bahçeleri verimsizleşir ve üretici toprağından koparsa bunun telafisi yıllar alabilir.Fındık sadece fındık değildir!Giresun’da fındık, yalnızca bir tarım ürünü değildir. Fındık, bu şehrin ekonomisidir, kültürüdür, geleneğidir. Nice aile düğününü fındıktan kazandığı parayla yapmış, nice anne baba çocuğunu fındık satarak okutmuş, nice evin kışlık ihtiyacını bahçesinden elde ettiği gelirle karşılamıştır.Fındık zamanı geldiğinde köylerin hareketlenmesi, gurbetçilerin memleketine dönmesi, bahçelerde ailece çalışılması boşuna değildir. Çünkü fındık, Giresun’da bir ürün olmanın çok ötesinde, kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam biçimidir.Bir düşünün…Yıl boyunca bahçesine bakan, gübresini atan, otunu temizleyen, budamasını yapan, bütün umudunu hasat dönemine bağlayan bir üretici, sezon sonunda emeğinin karşılığını alamıyorsa ne yapacak?Çocuğunun okul masrafını, evinin giderini, borcunu, düğününü neyle yapacak?Üstelik mesele yalnızca fındık üreticisiyle de sınırlı değil. Fındık bahçelerinden elde edilen gelir, köydeki bakkaldan şehirdeki esnafa, nakliyeciden tüccara kadar geniş bir ekonomik çevreyi ayakta tutuyor. Fındığın kaybı, Giresun’un ticari hayatında da ciddi bir daralma anlamına geliyor.İşte bu yüzden kahverengi kokarca meselesini yalnızca ziraat odalarının, çiftçilerin veya Tarım ve Orman Müdürlüğünün sorunu olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu, doğrudan doğruya Giresun’un geleceğiyle ilgili bir meseledir.Dün Ordu’da konuşuluyordu, bugün Giresun’un kapısında!Kahverengi kokarca ilk yayılmaya başladığında bölgede yaşanan endişeleri hatırlıyoruz. Özellikle Ordu çevresindeki fındık üreticilerinin yaşadığı sıkıntılar, zararlının nasıl büyük bir tehdit oluşturabileceğini gösterdi.Bugün ise Giresun’un sahil kesiminde, bahçelerde ve tarımsal üretim alanlarında bu zararlının etkileri çok daha fazla konuşuluyor. Üreticilerin en büyük kaygısı, yalnızca bu yıl elde edecekleri ürün değil, önümüzdeki yıllarda bahçelerinin ne hâle geleceği.Giresun kalite fındık, yıllardır bu şehrin adını Türkiye’ye ve dünyaya duyuran en önemli değerlerimizden biri. Ancak kahverengi kokarcanın fındıkta oluşturduğu kalite ve verim kayıpları, bu değeri de tehdit ediyor. Üstelik zararlı yalnızca fındıkla beslenmiyor; meyve ağaçlarından sebzelere kadar çok sayıda bitkiye zarar verebiliyor.Yani mesele bir bahçenin veya bir köyün meselesi değil. Sahil boyunca uzanan bahçeler ve tarlalar da bu tehdidin altında.Asıl korkutucu olan ise zararlının bugün oluşturduğu zarar kadar, yarın ne kadar yayılabileceği. Çünkü 1 Kokarcadan bin korkaca yumurtladığını duyunca şok oldum.Eğer mücadele yetersiz kalır, üretici kendi imkânlarıyla baş başa bırakılır ve gerekli önlemler zamanında alınmazsa önümüzdeki yıllarda çok daha ağır kayıplarla karşı karşıya kalabiliriz. İki yıl daha benzer bir tabloyla mücadele etmek zorunda kalan üreticinin ekonomik dayanma gücünün ne kadar azalacağını düşünmek bile ürkütücü.Bu nedenle bugün atılacak adımlar, gelecek yılların fındık üretimini korumak açısından hayati önem taşıyor.Üretici tek başına bu mücadeleyi kazanamaz!Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor: Kahverengi kokarcayla mücadeleyi yalnızca üreticinin kendi bahçesinde yapacağı ilaçlamaya bırakmak yeterli bir yaklaşım değildir.Çünkü bu zararlı yalnızca fındık bahçelerinde yaşamıyor. Evlerin, depoların, ahırların ve diğer korunaklı alanların çevresinde de barınabiliyor. Farklı bitkilerden beslenebilmesi ve uygun koşullarda geniş alanlara yayılabilmesi, mücadeleyi daha karmaşık hâle getiriyor.Tarım ve Orman Bakanlığının yayımladığı mücadele yöntemlerinde de biyolojik yöntemler ile gerekli durumlarda kimyasal mücadelenin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Samuray arıcığı gibi doğal düşmanlardan yararlanılması da bu mücadelenin önemli araçlarından biri.Peki, bütün bunlar biliniyorken neden daha geniş kapsamlı ve sonuçları sahada ölçülebilen bir mücadele yürütülmesin?Neden köy köy, mahalle mahalle, bahçe bahçe bir mücadele planı uygulanmasın?Neden yalnızca zararlının görüldüğü alanlarda değil, kışladığı yerlerde ve yayılma ihtimalinin yüksek olduğu bölgelerde de düzenli takip yapılmasın?Elbette sahada çalışan, üreticiye destek olan, eğitim veren ve mücadele yürüten kamu görevlilerinin emeğini görmezden gelemeyiz. Ancak sorun bu kadar geniş bir alanı tehdit ediyorsa, mevcut çalışmaların ihtiyaca yetip yetmediği de açıkça değerlendirilmelidir.Tarım Bakanlığı topyekûn seferberlik ilan etmeli!Buradan Tarım ve Orman Bakanlığına açık bir çağrıda bulunuyorum:Kahverengi kokarcayla mücadele, sıradan bir tarımsal faaliyet olarak görülmemeli; Giresun ve Karadeniz’in fındık üretimini koruyacak kapsamlı bir seferberliğe dönüştürülmelidir.Gerekiyorsa Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan, tarımsal mücadele konusunda uzman ve teknik personel geçici görevlendirmelerle Karadeniz’e yönlendirilmelidir. Burada söz konusu olan, herhangi bir personeli başka bir bölgeye göndermekten ibaret değil; ihtiyaca uygun uzman kadroları sahaya indirerek mücadele kapasitesini artırmaktır.Giresun’un bütün ilçelerinde, köylerinde ve üretim alanlarında risk haritası çıkarılmalı; zararlının yoğun olduğu bölgeler belirlenmeli ve mücadele takvimi bu verilere göre hazırlanmalıdır.Üreticinin tek tek kendi imkânlarıyla mücadele etmesi beklenmemeli; ekipman, tuzak, eğitim ve uygun mücadele yöntemlerine erişim kolaylaştırılmalıdır. Özellikle küçük üreticilerin ekonomik imkânları dikkate alınarak destekler artırılmalıdır.Ayrıca yalnızca mücadele yapıldığını açıklamakla yetinilmemeli; hangi bölgede ne kadar çalışma yapıldığı, zararlı yoğunluğunun azalıp azalmadığı ve üretimdeki kayıpların nasıl değiştiği kamuoyuyla paylaşılmalıdır.Çünkü önemli olan kaç toplantı yapıldığı, kaç açıklama yayımlandığı değil, bahçedeki kokarca yoğunluğunun gerçekten azalıp azalmadığıdır.Çözüm yalnızca ilaçlama mı?Burada çok önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor.Kahverengi kokarcayla mücadele denildiğinde akla ilk olarak ilaçlama geliyor. Ancak geniş alanlara yayılan bir zararlıyla mücadelede tek bir yönteme bel bağlamak doğru olmayacaktır.İlaçlama, doğru zamanda ve doğru ürünle uygulandığında mücadele araçlarından biri olabilir. Fakat bilinçsiz, zamansız ve kontrolsüz ilaçlama; insan sağlığına, çevreye ve yararlı canlılara zarar verebilir. Özellikle arıların ve diğer faydalı böceklerin korunması büyük önem taşıyor.Bu nedenle mücadelede daha güçlü bir biyolojik ve entegre mücadele yaklaşımına ihtiyaç var.Kahverengi kokarcanın yumurtalarına karşı kullanılan samuray arıcığı gibi doğal düşmanların üretimi ve uygun bölgelere salımı artırılmalı.Ancak Bakanlık bünyesindeki araştırma enstitüleri, üniversiteler ve uzmanlar bir araya gelerek daha etkili biyolojik mücadele yöntemlerini geliştirmeli; bilimsel olarak başarılı bulunan uygulamalar hızla sahaya taşınmalıdır.Başka bir ifadeyle, mesele yalnızca daha fazla ilaç kullanmak değil, doğaya ve üretime en az zarar vererek kokarcanın çoğalmasını ve yayılmasını durdurabilmektir.Giresun’un bütün dinamikleri bu meseleye sahip çıkmalı!Bu mücadeleyi yalnızca Ankara’dan gelecek kararlara bağlamak da doğru olmaz. Giresun Valiliği, il ve ilçe tarım müdürlükleri, belediyeler, ziraat odaları, üniversiteler, ticaret borsaları, üretici birlikleri, muhtarlar ve sivil toplum kuruluşları ortak bir çalışma yürütmeli.Giresun’un milletvekilleri konuyu Meclis gündemine taşımalı; Tarım ve Orman Bakanlığından bölgeye özel, bütçesi ve takvimi belirlenmiş bir mücadele programı talep etmeli.Belediyeler, kendi sorumluluk alanlarında uzman kurumlarla koordineli çalışmalar yapmalı. Muhtarlar, zararlının yoğun görüldüğü bölgeleri ilgili birimlere bildirmeli. Üreticiler ise eğitim ve teknik destekle mücadeleye katılmalı.Bugün kahverengi kokarcayla mücadeleyi ertelersek yarın yalnızca zararlı bir böcekle değil, kaybedilmiş üretimle, azalmış gelirle ve kırsalda büyüyen ekonomik sorunlarla uğraşmak zorunda kalabiliriz.Giresun’un en büyük sorunu nedir diye soruyorsanız, benim cevabım bugün için açık: Kahverengi kokarca tehdidi ve bu tehdidin karşısında fındık üretimini koruyabilme meselesi.Yetkililere çağrım nettir: Fındık bahçelerimiz gözümüzün önünde zarar görürken zaman kaybetmeyelim. Üreticiyi yalnız bırakmayalım. Bilim insanlarını, teknik personeli, kamu kurumlarını ve üreticileri aynı hedefte buluşturalım.Çünkü mesele yalnızca bu yılın fındık hasadı değil; Giresun’un yarınıdır.Fındık giderse Giresun çok şey kaybeder. Üretici umudunu kaybederse, o bahçeleri yeniden ayağa kaldırmak çok daha zor olur.